Damıtılmış Zevkler ve Dublin

Dublin’de doya doya nasıl vakit geçirdik ve keyfimize ne kadar düşkündük… Çizelge ile tatil planlayanlara göre bir yazı değil, tam anlamıyla arkanıza yaslanıp Dublin’de nasıl gevşersiniz, 4 gün ne yer, ne içersiniz, nasıl keyif yapar ve kafanızı sıfırlarsınız yazısı. 

Hava değişikliği zamanı geldi diyordum, seyahat böyle bir şey. Kana bir kere karıştı mı, hele aileden DNA’na işlendiyse, 5-6 ay havalanamadım mı, nefes alamaz hale geliyorum. Yine böyle anlardan birinde Parisienne yol arkadaşım ile kısa kaçamak yapmayı planlıyorduk.

Asıl niyetimiz Paris’ti. Planlarımız bir şekilde havada kaldı ve o hafta sonu malum üzücü olaylar yaşandı. Bir süre durgunluktan sonra iki seçeneğimiz vardı, İrlanda veya İskoçya, çünkü hayatımıza geç de olsa iki sihirli kelime girmişti, “single malt”. Islay ve Speyside ağır bassa da önce Dublin’i fethetmekte karar kıldık.

Ciddi bir Foursquare Listesi hazırlığı sonrası, uçaktan indiğimiz andan itibaren o listeyi unutup kendimizi İrlanda’nın kollarına bıraktık.

 

Viski Tadımı, Şehir Merkezinden Uzaklaşmadan

Adaya Meleklerin Payı’nın kurucusu Burkay Adalığ’nın Viski 101 eğitimini tamamlayarak varmıştık. Yol arkadaşım hiç alışık olmadığım bir şekilde “gel önce bi etrafa bakınalım” diyince, valizlerle şehir merkezine inmiş, soluğu Grafton Street’de ilk Pubımız The Duke da almıştık. Stout’a kavuştuktan sonra, hemen karşısındaki Nespresso’da ilk tadımımızı yapıp ayılarak otelin yolunu tuttuk. Gelmeden önce aldığımız tüm önerileri dinleyip, vakit kaybetmeden şehir içinde görebileceğimiz en iyi damıtım evi Teeling‘e yola koyulduk. En son turu 17:30’da yapıyorlar bizde onu yakalamıştık, turun 3 seçeneği var, 30 euro’luk olanı alın, cimri olmayın. Turun adı “A Tasting of award Winning Single Malt, Single Cask and a Vintage Distillery Exclusive Single Malt” 21 senelik ipeksi tad bu turun içinde. Kendinize güveniniz var ise 61.5% lik Poitin’i de deneyebilirsiniz.

 

Hangi Semtte Kalmalı, Nerede Kahvaltı Etmeli

Booking.com’da saatlerce harita üstünde en çok nerelere gideceksek oraya yakın bi yer seçelim diye debelenirken, farkında olmadan Dublin’in en keyifli semti Ballsbridge’i seçmişiz. İyi bir semtte kaldığımızı UBER şoförü “Ballsbridge’de kalıp kahvaltıya  – Fumbally Lane’e mi gidiyorsunuz” diye bizi garipserken farkedecektik. Yediğimiz en sağlıklı ve keyifli kahvaltı buradaydı: The Fumbally

Ballsbridge, Facebook ve Google gibi teknoloji şirketlerine 5 dakika yürüme mesafesinde. Biz ancak Google’ı talan edebildik, sadece %2’sini.

Mahallemizin çevresinde 3FE (Third Floor Espresso), Foodgame ve Juniors Deli gibi keyifli kahvaltı/kahve noktaları bulunmaktaydı. Hepsi tamemen spontan keşfedilip, “aaa evet ya bunu foursquare’de kaydetmiştim”lerle pekişti. Bütün uçak boyunca çocuk gibi, “Googlerların takıldığı kahvecilere gitmek istiyorum” diye yol arkadaşımın beynini yemiştim, ama bilmiyordum ki olabilecek en iyi Espresso Bar’a yürüme mesafesinde bir otelde kalıyorduk. Dönüşe geçmeden önce 3FE’den kahvemizi de aldık, İstanbul’da köşe başı üçüncü dalgalar türese de, Dublin’den viski dışında bir efsane tadı daha eve getirmiş olduk.

 

Niyet Alışveriş, Gerçek Prosecco 

Alışveriş mi, yani ne gerek.. Damıtılmış zevklerimiz var bizim. Acaba 1-2 dükkan baksak mı diyerek soluğu Grafton Street‘de aldık tekrar, ama dakikalar içinde Pygmalion‘ı bulmuş ve öğlen prosecco’muzu ısmarlamıştık bile. Kendimize kadeh kaldırdık, kapitalizmin değil, damıtılmış zevklerimizin kölesi olmuştuk, sadece yiyor ve içiyorduk, Dublin’de buna keyifli bir ortam sunuyordu. Prosecco’ları gömdükten sonra bir kaç dükkan gezdik, yalan olmasın, Pygmalion’ın olduğu pasajda tasarım dükkanları ve Jenny Peckham aksesuarları ?!?! satan gelinlikçiler mevcut, Notting Hill’i aratmayacak antikacılar da cabası. Grafton çevresinde de Cath Kidston’dan Boots’a, Covent Garden’da ve türevlerinde bulabileceğiniz tüm dükkanlar sıra sıra dizilmiş.

 

Temple Bar Şart Mı?

Yani bi o çileden geçin. Günün her saati her bir köşesi izdiham, ama görmedim demeyin hatta midye yiyin. Hiç fena değil, ama Oyster Bar kısmından başka yerde oturmayın, en azından nefes alır bizim gibi gelen gideni süzersiniz 🙂 Pub Crawl yerine Pub Hopping yapalım dediğimiz seriden aklımda en net kalan, Cuma gecesi Quays Bar‘dı. Publar’ın hemen hemen hepsinde gün boyu canlı müzik var ama Cuma ve Cumartesi cover geceleri oluyor. Quays bizim gittiğimiz gece muhteşemdi, Mumford & Sons, Coldplay ve James Blunt coverlarını en iyi çalan ekip burda. Viva La Vida’yı bi ara Chris Martin’den daha iyi söylüyorlar galiba diye düşünmeden edemedim, belki de stout etkisiydi 🙂

 

Publardan Sıkıldık, Kokteylimizi Nerede Yudumlayalım 

Turistik rota Temple Bar bölgesindeki her puba girip çıktıktan, geleneksel müziklerle tepindikten sonra özümüze dönelim ve biraz daha medenice kokteylimizi yudumlayalım dedik. Pub kokusu artık üstümüze sinmeden, sırasıyla bir gece de 3 mekanın hakkını verdik,  The Liqour Rooms, Dean Hotel, Everleigh Garden. The Liqour Rooms‘da geceye başlangıç yapabilir, geniş kokteyl menüsünden özellikle viski kokteyllerini deneyebilir, daha sonra “I fell in love here” neonu ile sizi karşılayan Dean Hotel‘in Rooftop Bar’ında dans etmeye başlayabilirsiniz. Geceyi uzatmak ve biraz da eğlenmek için ergenlerin arasına karışıp, Everleigh Garden‘ın DJ’ine kendinizi teslim edebilirsiniz. Saat 4’e doğru Harcourt Street, Kuruçeşme’nin yaz zamanına dönüyor, barların kapısında dürüm/burger yapan amcamız bile mevcut. Bana ekmek arası soğan yaptı, gerçekten ayıldım.

 

Vejeteryan ve Cruelty Free Takılmak İstiyorsan Ne Yemeli, Ne Almalı

Vejeteryanlar için tabiki publar dahil her yerde alternatifler var. Teeling’deki arkadaşımıza “kafaları bulduk burdan şimdi nereye akalım” diye sorduğumuzda bizi favori restaurantı Bull-and-Castle‘a yönlendirdi. Önden rezervasyonunuz olsa fena olmasa da, çalışanları gayet şeker ve yardımcı, iki kız karşısında kayıtsız kalamayarak bize duvarlarında avlanan ve tahnitlenen hayvancıkların olduğu şömineli alanda güzel bir masa yaptılar. Yol arkadaşım mideye kızarmış balıkları indirirken bende Dublin’de yediğim en lezzetli levreğe gömüldüm. Kısacası, av hayvanları ile çevrili bir restaurantta bile pesketeryansanız bir seçenek bulmak mümkün.

Temple Bar’ın hemen karşısındaki Temple Pharmacy’deki teyze Neal’s Yard ve diğer bir çok Cruelty Free kozmetik ürünleri satıyor. Şehirde başka yerde bu kadar seçenek yok.

 

Turistik Takılmadık Evet, Ama Kültürü Biraz Kokladık

65 metre yüksekliğindeki Trinity College Kütüphanesini tabiki gezdik, turistik takılmayabiliriz ama görmeden kesinlikle dönmeyin diyebileceğim noktalardan bir tanesi Trinity’nin kütüphanesiydi. 1700’lerde inşa edilen kütüphane, Shakespeare dahil 200.000 orjinal kopyaya ev sahipliği yapıyor. Book of Kells’i göremesek de okuldan çıkmaya çalışırken koridorlarda kaybolup öğrenci gibi takıldık. Dublin’de geçirdiğimiz en keyifli anlardan biri olabilir. A tabiki hop-on/hop-off turumuzu yaptık. Bir yazarla seyahat ettiğim için, Guinness’i boşverip The Writer’s Museum‘da bir öğlen geçirdiğime kendim de inanamadım, James Joyce, Yeats, Bernard Shaw satırlarını kokladıktan sonra, yazarımı bende Dublin City Gallery The Hugh Lane’deki Francis Bacon’ın kaotik stüdyosuna sürükledim. Her iki noktada görülmeye değer!

 

İrlanda’ya Bir Daha Gelinir Mi?

Kesinlikle! Hatta Pound bu şekilde takılmaya devam ederse, Berlin ile beraber Londra’ya karşı kuvvetli iki alternatif olabilirler. Şehir dışına çıkmadık, Cliffs of Moher, Glendalough veya Jameson Distillery’i görmedik. İrlanda’ya bir kaç kere daha gelmek için nedenimiz olsun ve var olan zamanımızı doya doya yaşayalım istedik. (Ve evet, Guinness Storehouse’u da gezemedik, benden tavsiye gitmeden önce online bilet alın, kapısının önünde Louvre’u geçen bir kuyruk var!) Bir dahakine Dublin’e gelip bir gece kalıp sonra araba kiralayıp kendimizi dağ tepe atalım diye planlıyoruz, dönüşte bizi havaalanına bırakan, İrlandalı, Bodrum sevdalısı taksi şoförümüz böyle önerdi 🙂

Foursquare Listemde olup aklımda kalan adresler ise tabiki sadece yeme içme, sizin daha uzun zamanınız var ise bir göz atın 🙂

 

Dönerken Viskilerimi Nerden Almalıyım?

Havaalanı. Şehirdeki Liquor Store’ları talan ettikten, valizi sırf bu yüzden uçağa verdikten sonra Duty Free’de baya hüzünlendik. Dublin Havaalanı kesinlikle alışveriş için keyifli, çeşit ve fiyatlar açısından gayet makul, özellikle şehre göre! We learned the hard way! Japon viskisi Hibiki’den, Redbreast, Bushmills Irish Whiskey’lerine kadar bizim Duty Free’mizde bulamayacağınız geniş bir koleksiyona sahip, hem de daha uygun fiyatlar ve tadım alanı ile. Ben viskici değilim, Guinness götürmek istiyorum evime diyorsanız, souvenir veya tüm Guinness çeşitlerini bulabileceğiniz bir alanda mevcut. Viskilerimi kaptıktan sonra, WHSmith’de dakikalar geçirdiğim de doğru.

Dublin’e ilk vardığımızda, Teeling’in tuvaletinde şöyle yazıyordu. Biz bu cümleyi bizzat yaşadık döndük ve bir çok kez daha tekrarlama planındayız, gitsek mi acaba diye düşünüyorsanız, şimdiden biletinizi ayırın!

 

Slainte!

dublin_2

0 Comments
Next Post