Uzay

İnsan tek bir noktada yaşamamalı hayatını. Tek bir ülke, tek bir mahalle. Bizim kültürümüzün derinliklerinde marifettir aynı mahallede doğup, büyüyüp, evlenmek. Atalarımdan mıdır, nedir, seyahat edemediğim, yeni yerlere, insanlara uyanamadığım zaman hayata olan bağlılığım sevincim azalıyor, donuklaşıyor.

Masa başı çalışıyorsanız 5 gün boyunca sabah uyandığınızdan minumum akşam 7’ye kadar yaptığınız rutin aynı. Beyin muhtemelen rölantiden de yavaş çalışıyordur.

Rutinden kaçabilme şansı diye bir şey yok bence. Herkes kendi bütçesi ve yaşam tarzına göre bunu kırabilir. Yeter ki farkındalığınız tam, planınız net olsun. Bir de gerçekleştirecek sağlam yürek.

Rutini nasıl kıracağımı başta bende bilmiyordum, ama “bu düzenin dışında bir şeyler olmalı” kurdu içimi yiyip duruyordu.

Çocukluğumdan beri astronot olma hayalimde ondan.

Çok klasik biliyorum ama bence biz, gezgin ruhlular, belli bir insan tipiyiz. Bir insan neden atmosferin dışına çıkmak istesinki?

Nasa’ya güvendiğimde pek söylenemez, aya gerçekten indik mi? Yoksa çoktan Mars’ta kolonileri kurdular o yüzden mi doğa anaya bu kadar hor mu davranıyoruz.

Tek bir bildiğim var, kendi gerçeğim, ben tek bir noktada yaşamak için dünyaya gelmedim.

Bana deseniz ki seni uzaya yollayacağız, ama yaşam garantisi veremeyiz, fırlatma anında veya atmosfere çıktığında kaza riskin % bilmem kaç, ya da seni geri getiremeyiz vs. tüm bu riskleri bilsem de gözüm kapalı, bu deneyime atarım kendimi.

Bir kere olsun atmosferden çıkıp dünyaya ve evrene bakmak, son nefes bile olsa.

Değer bence.

Duyuor musun beni ey Elon Musk?

0 Comments
Previous Post
Next Post